takım olmak ne güzel şeymiş aslında. birbirinin ardını kollamak, düşmek, kalkmak, ama her seferinde devam etmeye çabalamak, karşı tarafla mücadenin sertliğini unutup maçtan sonra kuzuya dönüşmek, sıkılan eller, edilen teşekkürler, yapılan yorumlar.. hepsi ayrı güzelmiş. İTÜ'de beşinci senemdeyken ben ve artık eskimişken, artık mezuniyete sayılı gün kalmışken bu duyguları tatmak ne kadar da güzelmiş. Dün Boğaziçi Üniversitesi ile berabere kalmış olsak da, hepimiz onlardan iyi olduğumuzdan yana hem fikirdik. Bekle bizi Antalya turnuvada İTÜ rüzgarı estirmeye geliyoruz..
bir şeyler yazmak istiyorum kimi zaman nedensizce belki de kendim için yazıyorum çoğu kez. bloğum olduğundan haberdar kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmez zaten. geçmesin varsın. rahatlamak için yazmak iyi olabiliyor.
bazen bir insanla fazla yakınlaşmanın aramızdaki büyüyü bozacağından korkuyorum. bilir misin bu duyguyu? daha önce oldu galiba. fazla samimiyet tez ayrılık getirebiliyor. yaşayınca insan korkuyor ama yine de kendini geri çekemiyor. çünkü hayat bi sınav değil. bir cevap anahtarı yok. herbirimiz için farklı sorular ve cevaplar olduğuna göre hiçbir sınav tanımına girmiyor gibi.
gerçekten de.. laf kalabalığı değil bu yaptığım. öyle anlar geliyor ki karşımdakinin anlattıkları karşısında, deliler gibi savunduğum şeyi birden unutup onun tarafına geçesim geliyor, yine de çoğu kez yap(a)mıyorum bunu. inkar etsek de egomuz önemli ölçüde yön veriyor hayatlarımıza.
ama bir arkadaşımla konuşurken insanların arkadaş olabilmeleri için egolarını arka planda bırakmaları gerektiğinden bahsetmiştik. doğru gibi. hep ördüğümüz duvarlar değil mi bizi durduran zaten. o duvarları yavaş yavaş yıkan birileri olduğunda içini dökmeye başlıyor insan ister istemez. herkesin, duvarlarını indirdiği an var, ama biz çok azına tanık olabiliyoruz. ha bir de..
jehan barbur iyi ki var. üniversite hayatıma damgasını vurdu resmen kadın. onu dinleyince rahatlıyor içim, sağ ol İTÜ.. ama senle daha sonra vedalaşacağım henüz erken..
bazen bir insanla fazla yakınlaşmanın aramızdaki büyüyü bozacağından korkuyorum. bilir misin bu duyguyu? daha önce oldu galiba. fazla samimiyet tez ayrılık getirebiliyor. yaşayınca insan korkuyor ama yine de kendini geri çekemiyor. çünkü hayat bi sınav değil. bir cevap anahtarı yok. herbirimiz için farklı sorular ve cevaplar olduğuna göre hiçbir sınav tanımına girmiyor gibi.
gerçekten de.. laf kalabalığı değil bu yaptığım. öyle anlar geliyor ki karşımdakinin anlattıkları karşısında, deliler gibi savunduğum şeyi birden unutup onun tarafına geçesim geliyor, yine de çoğu kez yap(a)mıyorum bunu. inkar etsek de egomuz önemli ölçüde yön veriyor hayatlarımıza.
ama bir arkadaşımla konuşurken insanların arkadaş olabilmeleri için egolarını arka planda bırakmaları gerektiğinden bahsetmiştik. doğru gibi. hep ördüğümüz duvarlar değil mi bizi durduran zaten. o duvarları yavaş yavaş yıkan birileri olduğunda içini dökmeye başlıyor insan ister istemez. herkesin, duvarlarını indirdiği an var, ama biz çok azına tanık olabiliyoruz. ha bir de..
jehan barbur iyi ki var. üniversite hayatıma damgasını vurdu resmen kadın. onu dinleyince rahatlıyor içim, sağ ol İTÜ.. ama senle daha sonra vedalaşacağım henüz erken..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)