header-photo
bu kadar güçsüz olmamalı insan. hele ki benim gibi ona buna tavsiye veren biriyse. hep şu doğrudur bu doğrudur modunda yaşıyorsanız belki anlarsınız ne denli terzi olunabileceğini. gerçekten kendi söküğünü dikemiyormuş insan. yeni fark ediyorum. duruyorum, düşünüyorum.. gerçekten sorunlar var. ama başını bir tanesi çekiyor ki.. dillendirmeye içi el vermiyor insanın. utanıp sıkılmaya başlıyor. ancak alkol açıyor dilini. ki o da doğru mu yapıyor bilmiyorum, hiç de bilemeyeceğim bu gidişle. çünkü birilerine bir şeyleri itiraf etmek çok zor ve çok içinden çıkılmaz. hele ki bu insan yakınsa, arkadaşsa, dostsa.. devam etmeyeceğim. bazen susmak daha iyi çünkü..

ne garipmiş

benimle her şeyi yapamazsınız. kıyafet almaya gidemezsiniz mesela. elbise falan. giymem çünkü. giymeyince fikir de veremiyor insan. verse de pek güvenilir olmuyor haklısınız.
benimle denize falan da gidilmez aslında. girelim dersiniz canım istemiyor derim. tam eve falan dönecekken girerim siz bıkmış olursunuz bu sefer de denizden.
alışveriş merkezine gittiniz benle diyelim. iki üç mağazadan sonra oflamaya puflamaya, yoruldumlara başlarım hemen. çocuk gibi bi yere oturmak isterim.
benle derse de girmek sakıncalı olabilir. çok konuştururum canım sıkılıyorsa, isteseniz de dinleyemezsiniz dersi.
öyle işte daha sayabilirim de sustum..
ama mesela iyi dinlerim, çok güzel saçmalarım, anlamlı şeylerin içindeki anlamsızlıkları çıkarabilirim.. sonra iyi içerim. iyi içerim derken dayanıklılık değil bahsettiğim aman ha. içerkenki ruh halim sizi de mutlu edebilir. bir de birine seni seviyorum diyorsam gerçekten seviyorumdur. bunlardan başka da iyi yapabildiğim şey yok sanırım hayatta. idare etmeye çalışıyorum işte, siz de beni sevmeyi deneyebilirsiniz. belki bu kadar boşlukta birinin varlığını bilmek hoşunuza gider, gülümsersiniz falan.

kaygı

şarapla kan benzer ya hani. ya da bana öyle gelir hep. kırmızı oluşlarından değil ama. gizli anlamlarından bahsediyorum daha çok. ikisinin de o esrarengiz duruşu onları birbirine benzer kılan. kan nasıl candan çıkansa şarap da cana can katan olabilir yeri geldiğinde. işte böyle zıtlıkları var etrafımzda da biz umursamazca  kafamızı çeviriyoruz. neden? çünkü daha önemli işlerimiz var. dünyayı gözlemlemek lükse kaçıyor artık. kendimizle bile ilgilenemeyecek kadar zaman yoksunuyken, bu küçük ya da büyük benzerliklerle uğraşamayacak kadar meşgul hissediyoruz kendimizi.

ama aslında her şey o kadar tekdüze ki. önümüzde seçme şansı olduğunu sanıyoruz ya bazen. ah ne büyük yanılgı. o seçme şansı dediğimiz şeyler toplumun dayatmalarından öteye geçebilir mi? hayır dediğinizi duyar gibiyim. deyin istiyorum veya kendimce. çünkü gerçekten buna inanmaya başladım. okul bitiyor, önünde uzun bir hayat var dediklerinde artık biraz daha temkinliyim söylenenlere karşı. ee bitiyor da ne oluyor?
o seçim dedikleri şeyleri sayayım mı size. çok da alternatif yok zaten zorlanmayacağım yani.
ya bi iş bulur çalışır ev tutarız falan geçici yatırımlar yaparız ya da evlenir çocuk yaparız. en azından kadınlar için durum bu. erkekler içinse 9 ay askerlikten bahsetmeye gerek yok herhalde. gerisi hep tek düze. senelerdir yapılan şeyler. o yerleşik hayat saçmalıkları, birbirine bağlanan, bağlanmak isteyen, bağlanmaya aç insanlar. yalnızlıkla bir ömür geçmez diyen kesim, ve hatta berbat bir evlilik yapanlar bile nedense evliliği savunuyor ya ona da şaşmıyor değilim.
ben ne mi zırvalıyorum. belki o tekdüzelik dediğim şey mutlu edecek beni. isteğimse neyle mutlu olacağımı anlayabilmekten ibaret. fazla bir şey değil yani böyle konuştuğuma bakmayın. sadece denemek canımı acıtmaya başladı artık. kararlı olmak herkes için bu kadar zor mu?
bayram geldi ve hatta geçiyor. yıllardır benim için bir şey ifade etmeyen bu günlerde kendimi bildim bileli ilk kez kalabalık bir aileye mensupmuşum gibi hissettim. on kişi aynı evde kalmak, evde bir köpek olması, 2 yaşında bir kız çocuğu olması da aileyi neşelendiren faktörlerden olabilir. neyse işte. bu bayram güzeldi dostlar. tayyibe bakmayın siz. yapacaksanız en az beş çocuk yapın eviniz şenlensin. referandum için de iyi düşünün taşının. pişman olabilirsiniz ilerde. dışa katlayın kağıdınızı. hadi bakalım..

kaburga

nasihat vericem sana blog hazır mısın. bak çok sık başına gelmez. kalem kağıt çıkar not al. hahaha diye güldüğünü duyar gibiyim. evet esprili bi kişiliğim var napiyim.. şimdi senin bi sürü arkadaşın falan var ya. ama hani bazısı ayrıdır kalbinde. evet kırosun sen içinde biraz. bi türlü atlatamadın bu durumu. neyse işte onları görünce.. şu çok sevdiklerini, böyle yanağını uzatıp muck sesi çıkarma olur mu. ne o öle yapmacık yapmacık. ee napiyim diyosun di mi? sonuçta toplumumuz muck sesi çıkarmakta ısrarcı. sevgili blog sen boş ver toplumun çıkardığı sesleri falan. illa bi ses çıkarmak istiyosan. sarıl o güzel insanlara. öyle sıkı sarıl ki kaburgalarından gelen sesleri duyalım. tamam abarttım. sarılınca pek ses çıkmaz tabii. olsun ya takma sen bunları. muck sesinden iyidir her türlü..
sana ne lan diyosun belki de, istediğim gibi gösteririm sevgimi. sen de haklısın ama nasihat vercem dedim ve verdim. üstüme gelme bu kadar. hadi git şimdi napıyosan yap..
annem hayal kurmadığımdan yakınıyor bazen. eskiden böyle değilmişim ben. hayallerim, inandıklarım varmış. ne kadar haklı aslında düşününce. ilk söylediğinde savunma mekanizmam devreye girmişti, bir kenara atmıştım tüm o sözlerini. tam tozlanmaya yüz tutmuşlardı ki.. yeniden çıkarıp baktım da.. ne kadar haklı. gerçekten..
ben eskiden hayal kurardım. hem de çoğu imkansız şeylerdi hayallerimin. ama daha mutluymuşum öyle. hayal dünyam beni sarıp sarmalıyabiliyormuş yalnız kaldığım zamanlarda. şimdiyse öyle mi.. hayal olmazsa hayal kırıklığı  da olmaz dedi birileri. inanıp peşlerinden gitmişim meğer. hayal olmazsa hayal kırıklığı olmaz belki ama bu sefer de içimde kırılmaya başlayan bir şeyler var. onları ne yapacağız peki?
bazen hastalıklı bir yapım olduğunu düşünmüyor değilim. arkadaşlar, daha da önemlisi dostlar mevzu bahisse eğer. ne yapacağım belli olmuyor. bazen ılımlı yaklaştığım bi konuyla ilgili aniden patlayabiliyorm. dedim ya. bu da benim hassas noktam. hepimizin hassas noktaları yok mu sanki.. deyip geçiştiremiyorum. ama neyse ki etrafımda anlayışlı insanlar var. belki de böyle olduklarından bu kadar seviyorum onları, bu kadar yakınlarıma yaklaştırabiliyorum. aslında hepimizin çelik yelekleri yok mu sanki. kurşun bile işlemiyor izin vermezsek ama en güzeli isteğimizde çıkarmak o yeleği. bi kenara koymak ve o insana güvendiğimiz sürece de hiç giymemek. çok yanlış yaptım hayatta. hala da yapıyorum. ama neyse ki çelik yeleğimi bıraktığımda kenara, çok pişman olmadım. insanları tanıyabiliyorum galiba artık. yani biraz da olsa. en azından hala güvenebiliyorum, şans verebiliyorum.. hala güvenimi sarsmayanlar var çünkü. sizi seviyorum. hep sevmeyi umuyorum..
art arda yaktığım sigaralarım gibi hayatım. bile bile yaptığım yanlışlarla dolu. ve bir iş gelmedikçe başıma böyle sürdürüyorum her şeyi. frene basmıyorum ama yine de korkuyorum karşıma çıkacak duvarlardan. bildiğimi okusam da eskisi gibi savunamıyorum kafamdakileri. saçma da olsa söyleyecek şeylerim olurdu eskiden. şimdi çoğu kez susmayı yeğliyorum. ne düşünürler diye de değil hayır. kelimelerin boşluktaki kayboluşlarından hazzetmediğimdendir olsa olsa. hep depresifmişim gibi oluyor blog yazılarım. sanki hiç çıkmıyorum bu ruh halinden. ama tam tersi. mutluyken yazamadığımdan olmalı. artık tekdüzelikten kurtulmak istesem de o cesareti bulamıyorum kendimde. memnun olmadığım şeyleri değiştirmeyi göze alamıyorum. kaybedecek şeylerim de yok halbuki. yine de beceremiyorm. 

şu kayığı suya indirmem lazım artık biliyorum. suyu görünce kendi kendine bile gidecek. rüzgar da yardım eder hem. ha bi de anne ve babamı çok seviyorum ben.

cansız yayın

canınızı fedaya hazır olduğunuz birileri var mı hayatta? ya da tek bir kişi.. o da kabulümdür. benim çoğu kimseye göre oldukça fazla bu insan sayım veya yumurta kapıya dayanınca vazgeçenlerdenim. bazen bazı şeylerin sonuçlarını tartamıyorum. gerçekten büyük bir sorun aslında bu. o an onu yapmak istediğim için onu yapıyorum. amaan deyip geçiyorum. fakat sonuçları sandığımdan daha katlanılmaz olabiliyor. ya da geri dönüşümsüz. nerden geldi aklıma bunları yazmak onu da bilmiyorum hani. blog yazmak bir temizlenme demek aslında çoğu zaman benim için. eskiden olsa sayfalara yazıp kendime hapsederdim birçok şeyi. şimdiyse daha dışavurumcuyum. bu bir süreç herhalde. zamanla oluyor. hala normal bir insan gibi, içimi açamıyorum sevdiklerime. deneme aşamasındayım bunu. fakat iyi bir dinleyiciyimdir. hayatlarınıza sokabilirsiniz beni yani.. hiç yoktan iyiyimdir..


bu şarkıyı da pek bi severim. mor ve ötesi..

"canlı yayın"

gördüm ben gördüm ben gördüm sen gitmeden önceki son sesini
gördüm ben gördüm uyumadan söyledim ki kendime 
bu sözcükler var sadece elimde benim elimde 
git bunlardan kurtul mümkünse git ağla bir başka yüzle
yeter dedim içimdeki sahte işkence sesine
senin için ve sadece senindi anım
sorma lütfen sorma bana ne kadar içtensin diye
haykırdıkça gözlerinle utanırım olmaya
bir sen vardın ben vardım biz vardık her birimiz vardık
biz mi seçtik mahvolmayı, yok olmayı böyle
anlamsız sözcükler gündem dışı sözler gerekmez şimdi 
biri bilmeli biri görmeli olup biteni 
eksik kaldı kapalı anlatımlarım artık
biri gitmeli zehir birer birer alır 
alır düşleri alır gerçekleri alır her şeyi 
ve sizler ve onlar ve ötekiler hiç hissetmez mi
canlı yayındaki yitmeyi

boş

birini sevdiğin için kendinden nefret ettin mi hiç. eğer sevmemen gerektiğini düşünüyorsan edersin çünkü. ne yapman gerektiğini sapıtıp hayattan kaçmak istersin. çok uzaklara.. onun ve hatta kimsenin seni bulamayacağı bir yerlere. böyle bir insanı nasıl sevdiğini kendine sorup sorup cevaplar alamayınca denize taş attığın bir yer olsa mesela. heralde deniz bile o taşları aşamayıp geri kaçardı.. o kadar kızgınken ve neye kızdığını bile tam olarak bilmezken, şimdi karşında olsa kavga edebilecek gücü içinde bulamayacağının farkında olmak ne acı. evet gerçekten öyle. kişiliksiz mi yoksa sen mi anormalsin? böyle bir adamı nasıl sevebildiğine hala nasıl şaşırmazsın? şaşırıyor musun? o zaman bir şeyler yap. yapamıyor musun? o zaman sus. sadece sus... içine ata ata sus. kalbindeki hasarları bile bile, hissede hissede, derin derin, uzun uzun sus..

not: hani yazınca rahatlıyordu insan. saçmalık.

hmm

sırların olmalı. seni diğerlerinden ayıran. benzer hayatlar yaşamadığımızı hatırlatan.
dünyanın merkezine inermişçesine meraklı ve hevesli olana bahset onlardan.
peki bilinmezlerin anlamını yitirirse sen de bitmez misin.
hep bir kara kutu da olabilirsin istersen. ama ya bulamazsa kimse seni.
izler bırakmalısın ki rengin aydınlığa dönüşsün anbean.
savurduğun kelimeler değil, cımbızla bile alınamayan olmalı sırların.
bazen boşluğa haykırdığın ama asla söküp atamadığın..
hem istesen de bırakmazlar peşini. çocukluğunu özletirler. uyusak uyansak. bitse?
kendim gibilerle tanışmayı istiyorum bazen. ama gerçekten benim gibi olsunlar. lafta kalmasın benzerlikerimiz. onlardan güç alırım belki yalnız olmadığımı görünce. olmaz mı ki? benim kadar hiçbir şeyde dikiş tutturamayan var mıdır? her başladığı işi yarıda bırakan? bu kadar maymun iştahlı bu kadar belirsizlik içinde biri daha var mıdır? çalışıp çabalayıp başardığını sandığı şeylere birden aynı hevesle elinin tersini gösteren var mıdır şu hayatta? bu kadar kimseye tutunamayan..
seneler sonraki halimi hayale çabalıyorum da bazen. bir evin içine tıkılmış, mutlu görünen ama mutsuz bi insan portresi.. ne karamsarmışım. finallere verelim. aslında kaçsak ya buralardan.. ama nasıl olur. iki güne kalmaz geri dönmeyi çekmez mi benim canım.

birileri var

birileri vardır. hep olur zaten. "can"ım dersin. derinlerini söyler, derinliklerine inmesine izin verirsin. ama gün gelir. sadece bir gün. öyle bir şey olur ki.. ertesi günler biraz daha anlamsızlaşır senin için. o eskisi gibi değildir çünkü. tıpkı senin de olmadığın gibi. bunu öğreten birkaç insan oldu bana. ne iyi öğretmenlermiş onlar ki bu tecrübelerle insanlara şans tanımayı öğrendim. bana jehan barbur dinleten insan sözüm sana! bu kadar zaman ya aynı kantinde, aynı konserlerde, aynı caddelerde olup da tanışmasaydık? ya hep uzaktan birbirimizi süzüp "ne havalı kız" diye çekinerek devam etseydik günlere.. sanırım bu müziğin etkisiyle birden bi duygusal hava bastırdı odama.
ve hayattan öğrendiğim bir şey daha var. çok zaman geçirdiğin insanı değil, anladığın ve benzediğin insanı tanırsın esas. sevgiyle..

mesela

keşke okul bitse de bi yerlere gitsem der oldum. neden böle oldum ki ben şimdi?
tanımadığım bilmediğim bi yer olsa, yeni insanlar yeni başlangıçlar olsa..
çok dert olmasa, mutlu olsam..


hem ne demiş harun tekin..


yüzünden başlasam gitmeye uzaklara, duymasam kimseyi
sonu olmasa ummadık rüyalarda, eksilse yokolsa bile değer
bir gün kendimi bırakıp, sana anlatsam ne olduğunu
neden sözleri yuttuğumu, gerisi zaten gözlerinde
lütfen beni hemen uyandır, ya da hep öyle bak yüzüme
ne kork benden ne uzaktan dinle, lütfen beni uyandırma
sesim kısılsa, korkmasam karanlıktan, en baştan başlasam
anlamsız sözlere artık hiç bulaşmadan, beklesem yanında
lütfen beni hemen uyandır, ya da hep öyle bak yüzüme
ne kork benden ne anlatmamı iste, lütfen beni uyandırma
yok yanlış anlaşılmasın. öyle depresif bi halde falan değilim. umutsuzluk sadece bu bendeki. düşünüyorum da beni umutsuzluğa iten şeylerin başını bilinmezlik çekiyo aslında. derslere, insanlara, kendime, geleceğime karşı hissettiğim o kocaman bilinmezlik. bazen istiyorum ki kontol bende olsun. ne olursa olsun sonunu, sonumu  görebileyim. ama hiç de öyle olmuyo. bazen yapmadıklarım bazense nedensizce yaptıklarım hiç peşimi bırakmıyo.  umursamaz olayım diyorum olmuyo, umursayayım diyorum çok sürmüyo. cendere benzetmesini kullanmak istemezdim kendime karşı ama gerçekten bazen böyle hissediyorum. sıkışmış gibi. bi türlü kurtulamayacakmış gibi. ne derdin var ki derdim ben olsam kendimle dertleşen. o değil de hiç mola alamıyo muyduk bu hayatta?

atıldık

neden böyle oldu diye soran taraf olmaktan sıkılmıştım. hatta tam da umrumda değil modlarına girer gibiydim. bu kadar zor muydu. bu kadar zor mu olmalıydı bi insanı hayatından çıkarmak. bu kadar çok anıdan dolayı mı silinmiyodu o yoksa sadece boşluğu dolmadığından mı. acaba boşluğunu doldurmaya çalışmak hata mıydı? çünkü dolmadığını görmek daha bi acıttı sanki. acaba hayatına devam edebiliyo mu kaldığı yerden. hiç sızlıyo mu içi. ya da sızlıyo mu hala?

bilmiyorum ki.. ders mi oldu bu şimdi bana, ona, bize. böyle bi ders almasak olmaz mıydı. hayat bu şekilde mi öğretmeliydi bunu. o mutlu olmak için bizden vazgeçmeli miydi illa ya da biz onu cezalandırmak için mi uzaklaşmıştık sanki. herkesin bir yerlere savrulduğu o konuşmayan, içine atan ve derinlerinde bi sürü şey kuran insanlardan olmasaydık keşke. her şeyi pat diye yüzümüze haykırabilseydik taa en başından. yani inanamıyorum kendime. nerdeyse bir sene olacak. hala üzülüyorum. dost kaybetmek çok yakıyomuş.. az dostunuz varsa ama çok anlamlılarsa anlarsınız biliyorum. dost kaybetmek çok yakıyomuş iyi tutunun onlara. sanki hiç bırakmayacakmış gibi sizi ama bir o kadar da yarınınızın garantisi olmadığını bilerek tutunun. o kadar garip ki ertesi günü bilememek. saatlerimiz saatlerimizi tutmazken bir sonraki haftayı tahayyül etmeye çalışmak öyle komik ki.

hayat o kadar zor muydu be esra? atılır mıydık oyundan benzemezsek onlara? bak atıldık.. umarım bu yazıyı hiç okumazsın. iyi geceler herkese..
bu blog şablonunu pek sevmedim ama değişiklik olsun dedim öyle kendi çapımda.

yok yok bu yazımda darlamicam kimseyi. eve gidiyorum ben. yurtta kalıp ders çalışamama sendromuma devam etmek istemedim. bari dedim eve gidip ders çalışamama sendromumu sürdüriyim. annemlerle haşır neşir olmuş olurum. özledim de sanki.

hoşçakalın kuşlar böcekler türlü kelebekler..