header-photo

med-cezir


dur!

derin bi nefes al şimdi. ciğerlerine dolan havayı hissetmeyeli ne çok olmuş fark ettin mi?

her gün fütursuzca ve hiçbi şey ummadan soluduğun o havadan zevk almayalı ne kadar da çok zaman olmuş..

yaşamak nedir ki?

mutlu olmak mıdır. olmaya çalışmak mıdır. mutsuzluğunla baş etmeye çabalamak mıdır. kimseyi yakınlarına yaklaştırmamak, elindekilerle yetinmek midir yoksa şans vermeyi alışkanlık haline getirip o şansların birer birer yok oluşunu izlemek mi. o karanlık, içini bunaltan havalarda yağmur damlaları ile birlikte gözünden de iki damla yaş akmasını istemek ama akmayınca küplere binmek midir yoksa kendini o damlaların yerine koyup da bir an için bile olsa her şeyi unutmak mıdır yaşamak. her güzel şeyin bitişini kabullenmek midir yoksa o güzelim anları uzatmak için kendini yormak mıdır. ya da sevdiklerini birer birer yitirirken arkana dönüp bakarak üzülmek midir yaşamak, yoksa arkana yaslanıp gidenlere el sallamayı başarabilmek mi?

senin anladığın ne yaşamdan?

büyüdün ya hani artık. artık ayaklarımın üzerine basabilirim diyosun ya. yaşama anlam yüklemeye çalışmanın saçmalığını hala öğrenemediğini düşününce büyümediğini fark etmen ne ironik ama..

gelip geçiyo zaman. ne yaparsan yap elinde tutamayacağın şeylerin başını çeken şey değil mi şu zaman. ve onu tutamayacağını bile bile, hala planlar yapıp, gerçekleşmesi için çabalıyosun ya hani.
gülüyorum..
ama alaycı bi gülüş değil benimki. hüzünlü daha çok, çaresiz hatta.. hadi beraber gülelim. akıp giderken hayat bari gülmeden ölmeyelim. hiç olmazsa bunu başarabilmeyi istiyorum şu aralar.. evet şu aralar en çok bunu istiyorum.

kayıp ruh


amma olmuş buralara uğramayalı. aslında yazacak bir şey olmadığından da değil. biraz üşengeçlik biraz savsaklama.

yine durup dinlenme ve başta kendim olmak üzere herkese uzaktan bakma dönemim gelmiş. ki bu uzun vadede oldukça rahatsızlık verici olabiliyor. aman boş ver bunu dediğin bi durum veya davranış birden akıl almaz bi şekilde önüne çıkıp yolunu kesebiliyor. e yolun da kesilmeye müsaitse olacakların önüne geçemezsin haliyle.

şans tanımak nedir ki bi insana. ne bu havalar yani. ona şans tanıdım ama kendi kaybetti gibi cümleler havada uçuşuyo kimi zaman. kim kime şans verdi ki? karşılıklı bir durum gibi geliyo bu bana artık. o seni kaybederse sen de onu kaybedeceksin. madem kaybetmek sorun yaratmıycaktı o zaman biz çok iyiyz şöyleyiz böyleyiz tavırları neden ki.

yazının resmen ana fikri ya da anlatmaya çalıştığı bi şey yok yalnız. artık kim ne kadarını sever, ne kadarını anlamak isterse onun olsun hepsi.

zaten şu ara çok anlamsız geliyo her şey. neye başlasam hevesim kaçıyo her zamanki gibi. bi değişim değil söz konusu olan yani. ne zaman uzun süreli bir şeylere el atmaya kalkışsam yarım kalmadı ki. çok istisnadır. o istsnalar da başarı addedilebilir. o yüzden pek başaralı görmeyişim kendimi. sıkılmadan yaptığım şey sayısı öyle az ki. yine karamsar bi yazı oluyo. iyisi mi fazla uzatmiyim psikolojim de sağlam kalsın. sabah sabah kahvemin tadı da kaçmasın.

görüşürüz blog. yine dönüp dolaşıp sana geliyorum zaten..

yalnız şiir

her yer karanlıktı
ama içim kadar değil.
herkes uzaktaydı
ama senin kadar değil
sus.
tek kelime istemem senden kalan
hem susarsan büyürüm belki sessizliğinle
belki geçmiş de aydınlanır
bembeyaz olur her yan
belki yine duyarım kokunu
yine yanında olurum
yine severim seni her halinle
belki..

jelibon

nerde o eski bayramlar triplerine girmek gibi bi niyetim yok. hele ki bu cümleyi kuranların bayramları gerçekten şimdikinden uçurumlarla ayrılmışken. aslında insanların bayramda ne yaptıklarını sordukça kendi bayramımın ne kadar tatsız tutsuz olduğunu daha iyi anlıyorum.

çocukken ben, halama giderdik. çok güzel gelirdi bu bana.hem de çok heyecanlı olurdum bayram geldiği için. tüm aile bir arada falan. mis gibi.
şimdi ise yine halama gidiyoruz. ve yine tüm aile bir arada ama eksik bi şeyler var. o eksik şeyi insan veya mekan olarak tanımlamaya çalıştığımdan yanılıyormuşum meğer.eksikliğin kaynağı benim çocuk olmammış.

eskiden hani küçücük şeyler gözümüze kocaman görünürdü ya. büyüdükçe o küçücükler de büyüdü. kocaman oldu.
sanırım bizle birlikte büyüyen o şeyler yüzünden eski tadını alamıyorum bayramların. sorunlar arttı, gittikçe de artıyo bi hayli ivmeli bi halde. hayaller küçüldü ve yine aynı ivmeyle küçüldü hem de. sonuçta ne oldu? biz büyüdük. demek ki neymiş. bayram çocukken güzelmiş. çocukluğunuzdaki bayramların tadını yakalayabildiğiniz bayramlara diliyorum öyleyse size ey ahali!

ha bi de.. nerde ki o eski bayramlar?

dolunay var bugün



hiç değişmiyorum ben. tabii dışardan belki öle görünmüyo olabilir. ama kendi değişimimi fark edemiyorum.

hala camdan bakıp gelen geçeni seyretmeye bayılıyorum mesela
hala bağırarak konuşuyorum ama bunu fark edemiyorum
hala aynı şeyleri giymek sıkmıyo beni hatta hoşuma bile gidiyo
hala tırnaklarımı yiyorum
hala aynaya bakmayı seviyorum
hala geç yatmayı marifet sayıyorum
hala dostlarım sonsuza dek yanımda kalacak gibi geliyo
hala odamı toplamadığım için annemle kavga edebiliyorum
hala otobüste insanları süzen insanları süzüyorum
hala kıskancım
hala çok zor ağlıyorum
hala köpek alma hayalleri kuruyorum
hala bi müzik aleti çalmak istiyorum
hala mutsuzken mutlu gibi yapabiliyorum
hala ne istediğimi bilmiyorum
hala denize gidince kumu kazıp su çıkartıyorum..




böle uzar gider bunlar..

hep aynıydım ben işte. değişim beni o kadar zorluyo ki.. ama herkes değişir di mi. elinde olarak ya da olmadan. belki o kadar da kötü bi şey deildir?

not: listeye bi şey eklemek isteyen varsa çekinmesin :)

hı?

hayatındaki insanlara güveniyo musun?

güvendiklerin varsa aralarında, ne kadar bi güven duygusu bahsettiğimiz?

yüzde yüz güvenirim lan yer yarılsa da bu insan benim kötülüğümü düşünmez, arkamdan konuşmaz, kuyumu kazmaz, yalan söylemez veya bunlara benzeyen biçok saçmalığı yapmaz diyebileceğin biri ya da birileri var mı hayatında?

eğer yoksa; üzgünüm ama ters giden bi şeyler var sanki. anne baba dışında hayatına soktuğun hatta merkezleşen kimseler yok mu şimdi ?

aslında anlaşılabilir bi şey biliyo musun.. olabilir yani. hatta en doğrusu bile olabilir. güvenmemek bi savunma mekanizması bana kalırsa ve bunu delememiş olabilirisn.
ama olmuyo mu ya? hani gardının düştüğü, yanında kedi gibi olduğun ya da deli gibi kavga edip sonra hiçbi şey olmamış gibi yaptığın, barışmak için kelimelere ihtiyaç duymadığın çünkü küs kalmanın seni bitirdiği, seni senden iyi bilen, gören, duyan, seven.. bi kişi bile yok mu?

hadi git o kişiyi bul diyecek durumda değilim emin ol ki. sadece onu bulup sonra da kazık yediğindeki psikoloji ilgilendiğim. yersen..


neyse ben kendimi deşifre etmiyim sevgili blog. bi ara konuşuruz. bye.

wtf!

yine geldim. 5 adet ffim ve ben. napcam acaba böle hiç bilmiyorum açıkçası. iyice içinden çıkılmaz bi hal alıyo notlarım. tamam aferinimi aldım yatay falan ama yani bu kadar da olmaz ki diyesi geliyor insanın. siz de diyin ya çekinmeyin lütfen. farkındayım yani her şeyin. ama nası bi şey oldu bilmiyorum. aslında ben hep çalışkan bi tiptim. ders konusunda tembelliğe kendimi resmen

zorla alıştırdım ve görüldüğü üzere pek de iyiye gitmiyo durum. halbuki ben bu okulu 4 senede bitirmek istiyorum. ve yapabileceğime de inanıyodum. ta ki 5.ffime de sahip olana kadar. çaktırmasa da derinden derinden koyuyomuş insana.

iyice fark ettim ki gerçekten zor bi sene beni bekliyo. hem ders çalışmam gerekicek oldukça fazla miktarda, hem de kendim için de yapmak istediğim bi sürü şey var. iki şeye odaklanamayan ben, bunları nasıl halledicem hiç bilemiyorum.

neyse kapatalım bunu.

bi kere hazal demişti ki hem de bunu diyeli bayaa oluyo.. ben arkadaş insanıyım. aslında bu cümledir beni ona yaklaştıran. öğrendim ki kendisi de benim gibi insanlara şans verir 10 üzerinden yavaş yavaş notunu düşürürmüş. ben de öyleyim. bu güzel bi huy bence hem de çok güzel

herkese karşı çok samimi davrandığıma dair eleştirilir oldum. aslında gerçeklik payı da yok deil. bazen insanlara o kadar yakın davranıyorum ki farkında olmadan bana bağlanıyolar. bu normalde güzel geliyo olsa da kulağa, çok da umrumda olmayan hatta henüz doğru dürüst tanımadığım insanlardan ancak çok yakın bir arkadaşıma yapabileceğim düzeyde teklifler almak ya da bu tarz isteklerde bulunmaları insanı zor durumda bırakabiliyo. biraz havada bi cümle oldu ama içeriği saklıkalsın. yani aslında bazen insanalrla aramıza bi mesafe koymamız gerekebiliyo bunu öğreniyorum. yine de huylu huyundan vazgeçmez kolayca diyelim..

bu yaz, yaz okulu beni çok zorladı. genelde mutsuz seyretti hislerim ama yine de okulu seviyorum. not ortalamam iyi olsaydı okulda kalmak bile isteyebilrdim. ama şu an imkansız bi hayal gibi kulaklarımda çınlamakta bu istek. cuma son finalime giricem, ve okulda son kez içicem, 75in çatısında bağırıcam, şarkı söylicem. bunları düşünerek çalışıyorum sınava, pek bi motive edici.

dip not: beni en sinir eden insan tipi; hiç dinlemeyen, hep konuşmaya çalışan, bazen dinler gibi görünse de aslında dinlemeyen bi de ukala olup habire kendini övenmiş. bunu da belirtiyim. kendinize çeki düzen verin :P

sözlerime "what the fuck!" diyerek son veriyorum..

anıdır :P


1 ytl

bi anımı anlatıcam sana. yoksa bir anımı paylaşmak istiyorum sevgili okuyucularım mı demeliydim. demiyorum bee defol.

şimdi şöle başlıyo. ben yurttan çıktım evime doğru yol almak için. metro-metrobüs ve otobüs üçlüsünden sonra bir de eve ulaşmak için yürümem gereken bir mesefe vardı. ki o sıcakta ve yorgun halimle yürümemek adına bir süpermarketin sağlamış olduğu bedava servisten faydalanmaya karar verdim. hızlı hızlı yürüdüm ve hareket etmesine 5 dk kala serviste yerimi aldım.

önler doluydu. arka 4lü bomboştu. en arkaya oturdum. camlar da açık sağlı sollu püfür püfür eser falan diye düşünüyorum bi yandan. saatime baktım. 3-4 dk var kalkmasına. tam böyle etrafı kolaçan ediyodum ki yere kaydı bakışlarım. bir de ne göreyim! yerde 1 ytl var. parıl parıl parlıyo..

önce tek bir hamleyle 1 lirayı elime aldım ve bana öğretilenleri sorgulamadığım için olsa gerek şoföre vermeye karar verdim. şoföre diyecektim ki;"şoför bey, bunu arkada buldum birisi düşürmüş olmalı, olur da sorarsa verirsiniz." böylece adam bana takdir eden bakışlarla bakıcaktı ama içinden ne kerizsin be kızım diye düşünecekti falan. takdir edilmeye ne açmışım. ben de acıdım sora kendime..

bu düşünceyi kafamdan savuşturmam zor olmadı. şoförün parayı cebe atacağından adım gibi emindim. kim düşen bir lirasını arardı ki. daha sonra dedim ki kendime: "onun cebine gireceğine senin cebine girisn lan ceren. bi enayi sen misin." bu düşünce de bayaa bi işgal etti beynimi. sora bundan da vazgeçtim. vicdan yaptım. yok işte bu paradan hayır gelmez falan diye düşündüm. ben böle şeylere inanmadığımı sanırdım. yanılıyomuşum onu da anladım..

gelelim üçüncü düşünceme. madem bu parayı şoföre de kendime de yar etmiyorum o zaman ihtiyacı olan birine vereyim bari diyerek, metroda güzel bir şeyler çalıp, 1 lirayı hak eden bir müzisyene gitmesi konusunda kendimle hem fikir oldum. tüm bu anlattığım beyin fırtınası 3-4 dakika sürdü. servis hareket ederken parayı değil evimi düşünüyodum çünkü. bu da böle bi anımdır. aslında 3 dakikada kişiliğimin ne kadar oturmadığını, doğru ve yanlışı bulmakta ne denli zorlandığını, ne kadar kavgacı ve kendimle uzlaşmaktan uzak olduğunu da keşfetmiş oldum. teşekkürler 1 lira! öptüm seni.

...

ya ben bugün belli edebildim mi bilmiyorum ama acayip mutlu oldum hazal ya. hediyelerin en güzeli, sevdiğin biri herhangi bi zamanda verdiğinde gelenmiş galiba.

çok teşekkür ederim ya valla çok afalladım görünce. ve yazını da sonra okurum dememin nedeni en değerlisi o olduğundandı. ben yemek yerken en sevdiğini sona bırakanlardanım :)

bi dee laleler kesinlikle beyaz :)

bu blog yazımı da görüldüğü üzere sana ithaf ediyorum yıh yıh.

sıradan



ben geldim yine. naber lan. böle konuşur gibi yazıyorm ama aslında tam olarak konuştuğum biri olmayabilr ya da şizofreni başlangıcındayım :P

ya şey yazmıştım ya geçen. şöle bi hayatıma uzaktan bakmak istiyorum diye. yaptım bunu geçen hafta. istanbul'dan uzaklaşmadan olmuyomuş demek kolay kolay. baktım da nooldu yani. gördüklerim pek de hoşuma gitmedi açıkçası. benim hayallerim vardı ya ne biliyim şöle yapiyim böle yapiyim,
oraya gidiyim falan derdim. onları yapınca mutlu olacağımı düşünürdüm. ki çoğunlukla olurdum da. eğer genel bi mutsuzluk haline yakınsama varsa ruh halimde, bu hayallerimin gittikçe sıradanlaşmasındandır. evet olabilir. bu kanıya vardım düşüne düşüne. anca.

böyle bi tatminsizlik hissi hakim genelde üzerimde. ne zamandır böyleyim bilmiyorum. farkına varmadan mı değiştim acaba. kim değişimini fark etmiş ki gerçi. yani bu söylediklerim tabi ki kendi içimde yaşadığım şeyler. hani ne bilyim arkadaşlarıma karşı farklılaştığımı falan düşünmüyorum. sadece iç huzurun zamanla yerini iç gerginliğe bırakması diyebiliriz. yine de bunu yansıtmama. yansıtmayınca daha da gerilme belki de vs.
hani insan bazen silkelenmek ister ya. kendinden memnun değildir, hangisinin doğru yol olduğuna karar veremiyodur, istedikleri olmuyodur, her şey kötüye gidiyodur veya o öle sanıyodour. silgi kullanmadan beyaz sayfalar açmak ister. bilir ki silgilerin en güzeli, en yumuşağı, en kalitelisi bile geçmişin izlerini yok etmekten yoksundur. ne kadar tüm gücümüzle bastırsak da tamamen temizleyemeyiz. sihirli değnektir istediği. birden bire o beyazlığa kavuşmak.. olmaz ki.





mfö patlatmış bunu da.


tam ortasındayım yağmurun
karın
soğuğun
ortasındayım
nasıl da paylaşıyor insan isterse
nasıl da birmiş meğer hasretler
nasıl da mecburmuşuz sabretmeye
sevmeye
öğrenmeye..

*


benim için manevi değeri çok çok fazla olan bu fotoğraf hep gözümün önünde olsun istedim.. seviyorum sizi.

gereksiz ayrıntı

1.bazen bazı şeyleri kimseye anlatamıyosun di mi. neden? çünkü anlamayacaklarını düşünüyosun. çünkü aslında yalnızlığı seviyosun belki de. itiraf et. o kadar da zor değil. bazen sen de herkesten farklı yanların olduğunu düşünmüyo musun. sırf bunu düşündüğün için bile sıradansın biliyo musun. çünkü herkes düşünür bunu. ne kadar farklılaşma çabası içine girersen o kadar aynılaşıyosun. evet kimi zaman acımasız olmak lazım.

2.bi de hani böyle ben hiç kitap okumuyorum lan en son okuduğum kitap "cin ali tatilde"ydi heralde diyip bu çok güzel bi özellikmş gibi ehe ehe diye gülenler var ya hani. kıl oluyorum böyle insanlara ve elimden geldiğince uzak tutmaya çalışıyorum kendimi onlardan. bu dünyanın başına ne gelmişse cehaletten gelmiş. bi uyanın silkinin be.

3.hayatıma uzaktan bakmak istiyorum şu ara. hamakta sallanmak falan. evet hamak güzel fikir.

ihmalkâr

hiç öyle arkadaş canlısı gibi durduğuma falan bakma. aslında çok ihmalkar bi tipim biliyo musun. ihmalkarın "a"sının üzerinde şapka olmalı bi de aslında. tdk şapkayı geri getiriyomuş. bu süper ekstra önemli bilgiyi de paylaştıktan sora devam edelim.. ne diyodum. heh bak şimdi biz iyi arkadaşız ya gün olur da farklı yerlere savrulursak bugünlerimize güvenme. dedim ya ihmalkarım diye.

bir ararım iki ararım, üçüncüde unuturum. kesinlikle kötü falan değil, berbat bi özellik. çünkü ben hayatıma yeni insanlar sokmaya çok alışmışım. bu durum uzun süre böyle giderken ve ben kendimi sorgulamazken bir süre sonra öyle bir patlak veriyo ki inanılmaz gerçekten. fazla özlüyorum çünkü birden o ihmal ettiklerimi. eskiden hayatımın neresinde olduklarını hatırlıyorum habire, çok üzülüyorum. nerdeler ya diyorum kendi kendime, yine naaptın ceren?

sonra telafi aşaması başlıyo. ama arkadaşlık işteş bir fiil aslında. yani sen istediğin kadar çabala eğer karşı taraftan götürdüklerinin miktarı sandığından da fazlaysa affetmiyo, niye etsin ki. tabi bazen bu benim için de geçerli, niye affediyim ki? kimse bulunmaz hint kumaşı değil, birileri her daim geliyo ve gidiyo önemsiz ve aslında tekdüze hayatlarımıza. ve bazen isteyerek ya da istemeden bir arkadaşlık defteri kapanmış oluyo. kimse için allahm kesinlikle ayrılmayız biz diyemiyorum. daha önce dedim ve soğuttum çünkü kendimden.

sevdiysem çok seviyorum, soğuduysam belli ediyorum ve bu rol yapmayış aramızdaki bağları koparabilir bir gün. beni değiştirmeye çalışma sadece kabul etmeye çalış olur mu. bil ki eğer gerçekten seni seviyosam ben ayaklarına da kapanırım, yalvarırım da eskisi gibi olalım diye..
ama değiştirmeye çalışma. denedim, denediler, olmadı.

keşke olsaydı..

dökülen iç

çok mutsuzum lan. sanki yaşam enerjim çekilmiş çekilmiş sonunda yok olmuş gibi. geri gelir di mi. umarım gelir. böyle amaçsız, böyle mutsuz, böyle saçma hissetmek hiç yaramıyo bana. ne yapsam eskiye dönemiycekmişim gibi geliyo. ama dönmem lazım. böle yaşanır mı salak gibi. ı ıh. sadece "o"nu suçliycak kadar acımasız değilim neyse ki. ama onun da etkisi azımsanamaz hani.
yok ya içimi dökmek falan da işe yaramadı. yine de döktüm. buyrun.

"unintended"

sen de fark ettin di mi. mutluluk ve mutsuzluk arasındaki o çekişmeyi. ikisi de kendini aynı an içine sıkıştırmaya çalışırken, birinin mutlaka galip gelişini. ama yenilenin hırslanıp, bi sonraki anı ele geçirmeye çalışışını.

işte bi an mutlu olup, sonra birden mutsuzlaşmak onlara bağlı değil mi sanki. sen ne istersen yap, kimle istersen ol. onların çekişmesinde hakem olabilecek kadar tecrübeli olamazsın hiç.

bu yazıyı yazarken ben, wish you were here çalmaya başladı. işte bana bi mutlu olma nedeni daha. veya tam tersi. bu sefer hangisi galip gelecek.


how i wish, how i wish you were here.
we're just two lost souls swimming in a fish bowl,
year after year,
running over the same old ground.
what have we found?
the same old fears.

wish you were here.



biliyorum. biz senle elmanın iki yarısı falan değildik. birbirimize bakıp elma olmanın ne denli güzel olduğunu düşünürdük sadece. solgunluğumuz veya birimizin daha kırmızı oluşu.. bunları önemsemezdik. işte belki de en çok bu yüzden mutlu olmak için birbirimizden başka hiçbi şeye ihtiyacımız yoktu.


bu formatta bi yazı olmicaktı bu ama ona dönüştü birden. sevgiler ki.

boşluk

şarabın etkileri. nothing's gonna change my world dinlemenin dinlendiriciliği. sevmenin güzelliği. hayatın acımasızlığı. mutsuzluğun çekiciliği. arkadaşların omuzları. gözyaşlarının akıcılığı. senin uzaklığın. çözülmeyişin umutsuzluğu. isteklerin gerçekçiliği. şarkıların ağlatışı. boşluğun boşluğu. aşkın huzuru..

"mutlu et mutlu ol"

belki de bir köpeğin başını okşamakla başladı her şey. salladığı kuyruk mutlu etti ne yaptığını bilmeyen, hayatı mücadele ederek öğrenmeye çalışan atalarımızı.. taa o zamandan.. baktılar ki mutluluğu elde etmelerini sağlayan hormon çok da uzakta değil aslında. öyle bi sürü hedef koyup onlar için delice savaşmaya lüzum yok. aslında en saf ve gerçeği anlık olanı. onlar çoktan keşfettiler. bi de biz bunu kalın kafalarımıza sokabilsek ya. hayatın ne denli kısa olduğunu şu üç günlük dünyda büyük hedefler ve büyük hırslar uğruna savaşmamayı, ve sakinliğin, öylece durup etrafa boş gözlerle bakmanın sonuçlarını da göze alabilsek ya. olmuyo ama di mi? olmaz yani. düzeni bozan sevilmez. ve sevilmemek insana en çok koyanlardandır. sevilmek için yaşamıyo muyuz sanki. gerçekçi olun.


hiç rüya görmüyorum ben. çok uzun zaman oldu. bu bi sorun mu. çok mu kapıldım hayata. hayallerim geride mi kaldı. yine yetişebilirler mi birbirlerine acaba. hayal etmeden yaşanmıyo gerçi. hep daha fazlasını istediğimizden olabilir mi. daha iyi, biraz daha iyi, en iyi.. tabi en iyi varsa. bence yok. çünkü tatmin olan bi yaşam formu tanımıyorum. yaradılış herhalde. belli kalıplara takılmadan yazmak pek hoş he bi de somewhere over the rainbow dinliyim şimdi üstüne iyi gider bu yazının.

hani olur ya..

hani olur ya.. yalnız kalmak istersin ama o an için imkansızdır. etrafındaki onlarca insan büyür büyür kocaman olur. aslında çok da konuşup muhabbete daldığın yoktur da işte yine de gergin bir kalabalıksınızdır. bazen o kalabalıklardan birden bire kaçmak istiyorum. hatta yok olmak. çünkü onlar öyle kalabalıklar ki ne kadar eksik veya ne kadar fazla olduklarının önemi yok. kalabalık tanımına uymaları yeterli. saçmalıyo muyum? evet neden olmasın. diğer seçenek saçmalamayıp mantıklı olmaksa bunu tercih ettim gitti.

konudan konuya atlıyim mi. nasılsa pek fazla bir okuyucu kitlesi bulamıycam. e kısmi olarak kendim için yazdığım düşünülürse konudan konuya atlamakta bi sakınca görmedim sanki. aslında öz güven sorunu yaşadığımı düşünüyorum ama bunu insanlara anlatınca gülüp geçiyorlar. çünkü anlatığım insanlar yoldan geçenler değil. hayatımdaki önemli insanlar oldukları için ve ben de onlara değer verdiğimden olsa gerek onların yanlarında böle bi problemim yok. cümleye gel. sorunum tanımadığım, ilk kez gördüğüm, gözünün içine bakınca artı veya eksi bi sonuca ulaşamadığım insanlarla. belki de herkeste vardır. bunu fazla kişiselleştirip üzülmeye gerek yoktur ne dersin be.

gamsız olmak lazım bu hayatta. çünkü sandığımızdan da kısa sürüyo bi şeyler. 2 ile başlayan sayılara geçmişiz bile. ve ne yaşadın diye sorulduğunda çok da bir şey anlatamıyo olmak çok koyuyo şaka maka. aman kimse sormasa böle sorular veya biz sorgulamasak kendimizi daha rahatlicaz valla.

yatağa uzandığını hayal et bi. aklında sevdiğin insan ve fonda sevdiğin müzik. sadece sen ve o. yalnızsınız. belki çok uzakta. ama insan beyni işte. hayalini yaklaştırabiliyosun. belki dokunamıyosun ama kafanda bi yerlerde duyup görebiliyosun ve bazen bu bile iyi geliyo. hani olur da çok bunalırsan bunu yap. tavsiyelere uymak nadiren de olsa iyi gelebilir. yatağına uzan, gözlerini kapa..